ORTA AVRUPA ( VİYANA – PRAG – BUDAPEŞTE )

İlk öncelikle bu Orta Avrupa seyahatinin bu kadar zorlu geçeceğini hiç düşünmemiştim. Soğuk olacağını biliyordum,  daha önceden hava durumu bilgilerini de almıştım ama gerekli önlemlerimi almama rağmen bu kadar çok soğuğun beni etkileyeceği hiç mi hiç aklıma gelmemişti.

DSC_1554 (Kopyala)Gezi programında ilk durağımız Viyana ( Avusturya ) idi ve Viyana bizi buz gibi havasıyla karşılamıştı. Gece geç saatlerde Viyana’ da olmamız sebebiyle şehri gezmeden hemen odamıza dinlenmeye çekildik, çünki anlaşılan yarın zor, soğuk ve yoğun bir Viyana şehir turu bizi bekliyordu.

Sanatın ve sanatçının şehri olan Viyana’ da şehir turumuza başladık ama günlerden pazar olmasından dolayı Viyana sokakları bomboştu ve güneşin olmadığı gibi kimsecikler yoktu ortalıkta. Soğuk ise gezimizi ve yapacağımız işleri kısıtlıyordu bir bakıma. Zaten oldum olası soğukta gezemem, gezmeyi de sevemedim. İlk olarak Gotik bir bina ve sanat eseri olan Hundertwasser Sanat evine gittik. Bu ilginç yapı gerçekten görülmesi gereken çok güzel bir sanat yapıtı. İstediğim kadar fotoğraf çekebildim burada. Hemen karşısında bulunan alışveriş ve bir şeyler yeme içme imkanı sunan ufak ama şirin pasajda ısınma ve soğukta kaybettiğiniz enerjiyi yeniden toplama imkanı bulmak mümkün. Hundertwasser Sanat Evi hafızamda çok güzel bir sanat harikası olarak daima kalacak bir yerdi.  Program Hundertwasser Sanat evi ile birlikte harika başladı diyebilirim. Ardından bir sonraki uğrak noktası Belvedere Sarayı idi ki;  burası  Viyana ya hakim bir noktada, şehrin en güzel yerlerinden biri. Tabii bu sarayın yapılış hikayesi Osmanlı’ nın Avrupa’ dan çekilmesine dayandığı için benim için çok ta özel bir yer olmadı. Buradaki gezimizin ardından artık vaktimizi Oldtown denilen ve Dom Kilisesinin de bulunduğu eski Viyana bölgesini gezmekle geçti. Yani bu soğukta ancak Viyana’ nın kalbinde sıcak bar ya da cafeler bulup burada bir şeyler içip tadını çıkartmaktan başka seçenek te yoktu. Aslında tarih içinde olmayı çok severim ancak, o kadar çok soğuktu ki hava, nereden başlayacağım konusunda sağlıklı kararı bir türlü veremiyordum ve şehrin tadına varamadım diyebilirim. Viyana asalet kokan, tarihi kimliği ile de ön plana çıkan, bir zamanlar Osmanlının önlerine kadar geldiği, ihtişamlı binaları ile Orta Avrupa’nın gerçekten kalbiydi.  İlk önce bir yemek yemekle başlamam gerekiyordu. Ardından Dom kilisesini gezip yavaş yavaş  bu ihtişamlı binaların arasında dolaşmaya karar verdim. Şehri tanımaya şehrin tarihi ve sanatsal havasını yakalamaya çalışıyordum.  Havanın erken kararması ve soğuğun akşam üzeri daha çok artması tüm hevesimi maalesef bitirdi. Akşam hava neredeyse  -13 derecelerde ve sıcak bir cafede birşeyler içmeden Viyana’ dan da ayrılmak istemiyorum. Akşam güzel bi Cafe Bistro tarzı bir yerde Viyana’ nın meşhur kahvesini tabii ki içiyorum. Ama sürpriz tam istediğim gibi. Cafeden dışarıya adımımı atar atmaz her yer bembeyaz. Kar belki de Viyana’ ya hoş geldiniz ya da güle güle diyor. Ancak kar yağışı altında sokaklarda kimse yok ve yalnız yürürken aldığım tat ile Viyana unutulmaz bembeyaz bir anı bırakıyor bana.

Ülkemizde Cumhuriyetimizin kuruluş gününün kutlandığı gün ve Viyana’ dan Prag’ a yani Avusturya topraklarından Çek Cumhuriyeti topraklarına yola çıkıyoruz. Yaklaşık yolumuz 270 km ve hava biraz daha yumuşadı. Yolumuz molalarla birlikte yaklaşık 4 saat sürüyor ve öğleden sonra Prag’ a geliyoruz. İlk önce Prag kalesini geziyoruz ve halen başkanlık merkezi olarak kullanılan bu Prag’ a hakim tepeden panoramik bir fotograf çekimi de yapıyorum daha sonra yürüyerek aşağıya Oldtown’ un olduğu bölgeye yürüyoruz ama hava gittikçe kararıyor artık. Günbatımına doğru Charles Köprüsü üzerindeyiz ve harika bir Prag manzarası var. Prag gercekten rüya şehir gibi sanki masalları andıran bir görüntüsü var.

DSC_1947 (Kopyala)Tarihi dokusu hiç bozulmadığı gibi çok ta başarılı korunmuş ve baktığınız her noktadan tat alıyorsunuz. Evleri ve çatıları çok orijinal ve farklı bir görüntü içeriyor. Oldtown un meydanında meşhur tarihi saat kulesi ise en çok ziyaret edilen yerlerden bir tanesi. Akşam saatlerinde herkes orada toplanıyor ama ben gece fotografı için Charles Köprüsünü hedef aldım ve orada gece çekimlerimi yaptım.  Daha sonra Prag taki otelimize geçtik ve otelimiz çok büyük ve ihtişamlı bir otel. Yarısı gün ise biraz dinlendim ve kahvaltıdan sonra biraz uyudum. Programımda yine Oldtown bölgesine gidip Charles Köprüsü ve etrafından çekimler yapmak vardı. Ancak otelimiz biraz şehir merkezine uzaktı   ama herşeye rağmen Avrupanın her yerinde metro sistemi o kadar gelişmiş ki otelin önünde bulunan metro durağından Oldtown a kadar gidilebiliyor. Prag taki 2 nci günü de çok hızlı geçirdikten sonra yarın Prag’ tan 130 km uzaklıktaki Karlovy Vary adındaki bir kaplıcalar bölgesi olan Unesco nun da koruma altına aldıgı aynı zaman da Ulu Önder Atatürk’ ün de yaklaşık 4 haftasını geçirdiği Karlovy Vary kasabasına gitmeye karar veriyoruz.

DSC_2442 (Kopyala)Karlovy Vary harika evleri ve müthiş sonbahar görüntüleri ile ruhumuzu okşuyor ve insana kendini çok farklı özel bir yerde hissettiriyor. Yine kasabanın çeşitli yerlerinden çıkış noktaları  ile panoramik görüntü veren Diana Tepesine yürüyerek bi tırmanış gerçekleştiriyorum ki kan ter içerisinde kalıyorum. Ama oraya geldikten sonra tüm yorgunluk herşey unutuluyor çünkü manzara harika..

Artık Prag’ tan ayrılıp Budapeşte’ ye Macaristan topraklarına yolculuk zamanı da geldi. Bu kez yol çok uzun olacak yaklaşık 470 km ve otobüsle yolculuk L çekilecek gibi değil ama başka çare de yok. Artık yolda müzik dinleyerek sohbet ederek vakit geçiriyoruz. Yol üzerinde ise Slovakya’ nın başkenti Bratislava’ da mola veriyoruz. Burada ufak bir şehir turu yapıp bir restoranda yemeğimizi yedikten sonra tekrar yola çıkıyoruz. Yine akşam saatlerinde geldigimiz Budapeşte de hemen otele yerleşir yerleşmez dışarı çıkıp akşam yemeği için Çigan gecesi turuna katılıyoruz. Şarap mahzenlerinde düzenlenen bu gece gayet şık bir gece ve günün tüm yorgunlugunu bu gece ile birlikte unuttuk gitti.

DSC_0216 (Kopyala)Bu sabah ilk defa güneş yüzünü gösterdi hava çok güzel ve fotoğraf açısından çok verimli geçeceğini düşündüğüm bir gün. Budapeşte aslında iki şehrin birleşimi, şehri Tuna Nehri ortadan ikiye ayırıyor. Bir tarafı Budha diğer tarafı ise Peşte tarafı olarak biliniyor. İki taraf birbirine köprülerle bağlı, en önemli yapıları Budha kalesi ve tam karşısında Peşte tarafında bulunan Parlemento Binası,   şehri tüm manzarasıyla gösteren şehire hakim bölge ise Gellert Tepesi.. Bu arada otelimiz Peşte tarafındaki Oldtown bölgesi olan Kahramanlar Meydanına çok yakın ve ilk geziyi burada yapıyoruz, buradan çıkıp  Parlemento Binasının önünden geçtikten sonra karşı tarafa yani Budha tarafına geçip Budha Kalesine çıkıyoruz. Turistlerin elbette uğrak yeri ve çok iyi bir fotoğraf görselliği sunuyor. Hatta kalenin surları üzerinde oturup şehrin tadını çıkarabileceğiniz ve birşeyler yiyip içebileceğiniz kafesi bile mevcut. Kalede eski asker kıyafetleri giymiş, bir Şahin ile insanların fotografını çeken biri dikkatimi çekiyor ve hemen Şahin’ i ellerime alıp fotoğraf çektiriyorum. Kuş çok ihtişamlı ve asil… İnsan buralarda bir an bile aklından Osmanlı yı geçirmeden edemiyor. Yani en azından benim için öyle.. Taa buralara kadar gelmek buralarda Osmanlı İmparatorluğunun yıllarca kaldığını düşünmek harika bir his ve İmparatorluk kelimesinin ne kadar ihtişamlı olduğunu orada daha iyi anlıyorsunuz. Ben bir Türk olarak gurur duydum diyebilirim. Kaleden çıktıktan sonra Gellert  Tepesine yol alıyoruz ki burası tüm Budapeşteyi gören harika manzaraya sahip çok güzel bir yer. Artık tüm gün boyunca Budapeştenin   caddelerinde gezerek vakit geçiriyoruz.

Akşama doğru ise Parlemento binasının23 gece çekimlerini yapmak üzere Peşte tarafına geçiyorum. Artık yorulmuş olmalıyım ki çekimler de çok istediğim gibi olmadı ve tek istediğim bir an önce otele dönmekti. Yarın ise Budapeşte de son günümüzdü ve akşam artık eve dönüş vakti gelmişti. Çok soğuk bir havada başlayan 1 haftalık Orta Avrupa gezisi sona eriyordu artık, haftaya Dubai ye gidiyordum her şeyim, vizem , otel rezervasyonum hazırdı ve bir an önce sıcak denizlere kendimi atmak için sabırsızlanıyordum. Dolu dolu geçen bu 1 hafta ise her gezi gibi yine çok özeldi..

Not :  Tüm bu seyahate benimle katılan her zaman yanımda olan Hasan Özdemir arkadaşıma da buradan teşekkür ederim. İlk defa yurtdışı seyahatimi yanımda bir arkadaşımla yaptım ve çok eğlendik.  Tekrar teşekkürler Hasan…

Yoruma Kapalı.