TAYLAND ( BANGKOK – PATTAYA )

Uzakdoğu denilince ilk akla gelen Budizm ve muhteşem tapınaklar. Yeni yolculuk için sırt çantam hazır, Uzakdoğu’nun kültür merkezi Bangkok’ u ve gizemli tapınaklarını gezmek ve fotoğraflamak için sabırsızlanıyorum. Tabii ki sadece Bangkok değil, Tayland’ ın diğer şehirleri ve tapınakları da gezilecekler ve görülecekler listemde yerini alıyor. Yeniden yollardayım, sırt çantam ve ben Uzakdoğu’ ya ilk yolculuğuma çıkıyorum. Bakalım beni neler bekliyor heyecanla bekliyorum.

Tayland’ın başkenti olan Bangkok, 1. Rama tarafından 1782 yılında kurulmuş.

Thai dilinde ” Krung Thep ” yani “Melekler Şehri” anlamına gelmekte olan Bangkok’ta bulunan tapınaklar ve müzeler UNESCO ( Dünya Kültürel Varlıkları Koruma ) tarafından koruma altında bulunuyor. Bangkok’ ta yaklaşık 400 adet tapınak mevcut. Şehir ise Chao Praya nehri ile ikiye ayrılmış. Bangkok bir turizm ve kültür kenti olmasının yanı sıra karmakarışık yapısı, kalabalık bir metropol olması, meşhur Tuk tuk adlı taksileri ve muhteşem tapınakları ile bambaşka bir güzelliğe sahip. Turizm merkezi olmasının yanında sırt çantalı gezginlerin de durak noktalarından bir tanesi. Bu kadar kalabalık ve karmakarışık yapısına rağmen eğlenceli ve rengarenk bir kültüre sahip bu gizemli ülkeyi çok ama çok merak ediyorum. Kısaca hayalimdeki gibi tam bir uzakdoğu…

Yoğun kar altında Safranbolu dan başladığım yolculukta İstanbul’ a zar zor ulaşıyorum. Türkiye’ de her yer karlar altında. Yarın ise Tayland’ da beni güneşli ve sıcak bir hava bekliyor. Tropikal bir iklime sahip olan Tayland’ da saat farkı ise Türkiye’ ye göre 5 saat ileride ..

İstanbul’ dan THY nin 23.40 ta kalkan uçağı ile 9 saatlik direkt bir uçuşla öğlen saat 13.30 gibi  Bangkok Havaalanındayım. Bagaj alımında tanıştığım bir Türk Beyefendi ve onu almaya gelen Taksi ile şehre geliyoruz. Bugün şanslı günümdeyim. Sağolsunlar beni gideceğim bölgeye bırakıyorlar. Bangkok’ un tapınaklar bölgesinde bulunan, sırt çantalıların uğrak yeri ünlü Khao San  Road daki otelim Khao San Palace Inn’ e giriş yapıyorum. Otelin konumu ve otelin kendisi umduğumdan çok çok iyi. Otel çıkışında adımınızı atar atmaz kalabalığın ortasında Khao San Road’ dasınız. Gelmeden önce aklımdaki planı burada hemen hayata geçiriyorum ve ilk olarak saçlarımı ördürüyorum Khao San Road caddesinde. Rasta şeklinde örülen saçlarım tam istediğim gibi. Ancak beni o kadar çok değiştirdi ki, ben bir başka ben oldum neredeyse. Kendime, yeni halime bakıp bakıp duruyorum. Khao San Road çok ama çok kalabalık. Caddede biraz geziyorum ama yolculuktan dolayı son derece yorgunum. Dinlenmek için odaya çekilme zamanı geldi. Yarın hızlı bir gün ve tapınaklar beni bekliyor.

Sırt çantamı alıp Khao San Road’ tan yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşle en büyük tapınakların olduğu bölgeye geliyorum. Harika bir yer ama anladım ki ben buraları bir günde gezemeyeceğim. İlk olarak Chao Praya Nehri karşısında bulunan Wat Arun’ u gezmeye karar veriyorum. İskelede tanıştığım iki genç Budist rahibin yol yardımı ile tekne ile karşıya geçerek 2 dakikalık bir yolculukla Wat Arun Tapınağına geliyorum. Harikulade ve çok derin hisler içerisindeyim. İnsan burada adeta sessizliğe bürünüyor ve ruhunu dinlendiriyor. Dev tapınaktan Bangkok u ve Chao Praya nehrini seyretmek, bahçesinde oturup etrafı ve sessizliği dinlemek anlatılmaz. Gün batımına kadar bütün günü bu bölgede geçiriyorum. Beni buraya kadar getiren budist rahiplerle hem geziyoruz hem derin sohbetlere başlıyoruz burada.

Bu arada Wat Arun hakkındaki topladığım info bilgileri de paylaşayım…

Wat Arun ( Şafak Tapınağı ), adını Hindu şafak tanrısı Aruna’dan almış. Wat Arun’nun en büyük ve göze çarpan parçası, yapının merkezinde bulunan kule (Praang) kısmı. 82 metre yükseklikteki Praang gündüz güneş ışınlarını yansıttığı için ışıl ışıldır. Kimer tarzı mimariye sahip yapıda dikkat çekici bir diğer özellik de harikulade süslemeler. Ben nereye bakacağımı şaşırıyorum. Kule, Çin porseleni ve parıltılı seramik parçalarıyla süslenmiş. Bu tarz bir süsleme nasıl yapılabilir diye düşünüyorum ama içinden çıkmak mümkün değil. Ama Bangkok’un ilk yıllarında ortam böylesi bir süsleme için oldukça elverişliymiş. Çünkü Çin’den, Bangkok’a yük almak için boş gemiler gelirmiş ama gemiler, su üzerinde ağırlık yapmaları için tonlarca kırık porselen parçacıklarıyla doldurulurmuş. Gemiler yüklerini alınca bu çin porselenlerini Bangkok’ta bırakırlarmış. İşte bu kullanılmayan porselen parçacıkları Wat Arun’un etkileyici süslemesinin kaynağını oluşturmuşlar. Tapınak, merkez kule (Praang) dışında 4 adet küçük kulecikten oluşuyor. Bu dört küçük kule de, dört rüzgârı sembolize ediyor ve tepelerinde rüzgâr tanrısı Pai’nin heykeli bulunuyor. Yani Budizm’ de hep bir gizem hep bir esrarengiz konular fazlasıyla mevcut. Beni bu tapınağın görsel güzelliği yanında bulunduğu konum ve şehre hakim bir noktada olması, ayrıca bahçesindeki büyüleyici ve dinlendirici ortam da fazlasıyla etkiledi.

Dediğim gibi tapınakları bir günde bitirmek mümkün değil ve zaten ben daha Bangkok ve saçlarıma yeni yeni alışıyorum. Programımda Wat Kheo ve Wat Pho tapınaklarını ziyaret etmek var. Umarım bugün bitirebilirim. Yine aynı bölgede Bangkok’ un en büyük meydanı olan, bayramların ve resmi törenlerin yapıldığı Sanam Luang meydanının içinden geçerek ilk önce Wat Kheo tapınağına giriş yapıyorum. Wat Kheo’ ya girdiğinizde büyülenmekten ne tarafa gideceğinizi şaşırıyorsunuz. Thai sanatının incelikleri ile her bir noktası muhteşem bir yapıt, harika bir mimari.. Her bir nokta işçilik ve zenginlik. En ufak bir ayrıntıyı kaçırmamışlar. Wat Kheo dan çıkışta Bangkok’un en büyük ve en eski tapınağı olan Wat Pho ya giriyorum.

Wat Pho aynı zamanda  Reclining Budha ( Yatan Buda ) heykeline de ev sahipliği yapıyor.  46 metre uzunlukta ve 15 metre yükseklikte olan bu dev heykelde Budha’nın nirvanaya ulaşması betimlenmiş. Altın yapraklarla kaplanmış bu heykelin ayakları 3 metre yüksekliğinde ve 5 metre uzunluğundaymış. ne ihtişam ama… Ayaklarının tabanına ise Budha’nın 108 kutlu alametini tasvir eden sedef taşlar işlenmiş. Bu heykel Tayland’ da yatay konumdaki en büyük ve en güzel Budha heykeli.  Tapınak 16. yüzyılın başlarında inşa edilmiş ama 1781’de Bangkok’un başkent olmasıyla yeniden yapılandırılmış. Yatan Budha ise 1800’ lerin ortasında tapınağa yerleştirilmiş.

Wat Pho, Thai masajı da dahil olmak üzere Thai tıp öğretisini korumak ve yeni kişilere aktarmak amaçlı çalışan bir merkez olma özelliğine de sahip. Burada dilerseniz eğitimli kişilere masaj yaptırabilirsiniz ya da masaj kurslarına katılabilirsiniz. Bende çok isterdim ama biraz da geç kalkmanın verdiği gecikme ve aşırı sıcak nedeniyle şimdilik bu fikrimi erteliyorum.

Bangkok’ ta yapılacak o kadar çok şey var ki, her gün rengarenk geçiyor ve ben de yeni bir program yapmaya çalışıyorum. Oldukça meşhur ve ülkenin en büyük alışveriş yeri diyebileceğim, hatta bir nevi pazarı olan Chatuchak Market‘ e gitmeye karar verdim bugün. Sadece hafta sonları açılan Chatuchak’ ı mutlaka görmeliydim. Burası hakkında o kadar çok görsel gördüm ve o kadar çok yazı okudum ki, işte uzak doğuyu simgeleyen, her şeyin satıldığı hatta canlı hayvan pazarının olduğu bu yeri fazlasıyla merak ediyorum.  Sabah erken kalkıp bir taksi ile ilk önce bir hayvanat bahçesine gidiyorum. Ama umduğum gibi büyük bir hayvanat bahçesi değil. Yinede çok güzel vakit geçirdim burada. Bol bol kelebek fotoğrafları çekerek ruhumu dinlendirdim adeta. Buradan çıkışta çok güzel kelebek fotoğrafları yakalamanın mutluluğuyla ağzım kulaklarımda, gözlerim parlıyor adeta. Bangkok denildiğinde akla ilk gelen geleneksel Tuk Tuk adlı motorsikletten dönme araçla Chatuchak Market denilen bölgeye geldim sonunda. Burası da o kadar büyük bir yer ki anlatmak imkansız. Gezmeyle bir hafta da bitmez dedim artık içimden ve ne ararsanız var. Çok dikkatli gezmek gerekiyor kaybolmamak için. Fiyatlar son derece ucuz ve ürünler gayet kaliteli. Yok yokkk. Hediyelikler, ahşaplar, giyim ve marka ayakkabılar, canlı hayvan satışı ve ilginç ilginç ürünler. Alışveriş yapmasanız bile burada gezmek bile son derece zevkli diyebilirim. Tabii bende birkaç parça hediyelik ürün aldım ve bu kadar uygun başka bir yerde de bulamamıştım. Bir ara pazarın içinde kayboldum ama birden çok giriş ve çıkış kapısı olduğunu tahmin ettiğimden sonunda bir yerden ancak çıkış yaptım. Gerçekten insanın girişi çıkışı kaybetmemesi bir mucize burada. Bu arada TUK TUK adlı Bangkok’ un yerel taksi motoruna bugün aslında ilk defa bindim ve otele dönüşümü sıkış tıkış ama gayet zevkli bir yolculukla deneyimledim sonunda. Özellikle belirtiyim, eğer Bangkok seyahatiniz hafta sonuna gelmişse mutlaka  zaman ayırıp Chatuchak (weekend) Market’ a gidilmesini öneririm. Her şeyin ama her şeyin bulunduğu ve oldukça ucuz fiyatla satıldığı bu Pazar sadece hafta sonlarında kuruluyor ve gerçek bir uzakdoğu pazarı macerası yaşamak isterseniz notlarınıza almalısınız.

Bangkok’ ta geçen bir iki günden sonra artık bazı aktiviteleri yapmanın ve çevre şehirleri dolaşmanın zamanı artık geldi. Floating Market ve Tiger Temple ( Kaplan Tapınağı ) gezilerini yapmak üzere bir tur aldım. Aslında kaplan Tapınağı turunu çok özel olarak buldum ve daha önce hiç böyle bir deneyim yaşamamıştım. Hayvanat bahçesinden farklı olarak, serbestçe dolaşabilen kaplanların resmen yanında yürüyecek ve onları yakından gözlemleyebilecektim. Artık sabırsızlıkla bir an önce yeni gün gelsin istiyorum. Tur minibüsü sabah 7.00 de otelin önünden beni aldı ve Bangkok’ tan 104 km ilerideki Floating markete doğru yola çıktık. Floating markete geldiğimizde heyecan verici akustik bir mekan bizi bekliyordu. Ülkenin en büyük ve en güzel yüzen pazarı.  Su kanallarında 8 kişilik ve iki kişinin yan yana oturabileceği darlıkta, güvenlik problemi olmayan teknelerle alışveriş yapıyorsunuz. Yüzen çarşı, her türlü hediyelik eşya ve kıyafetlerin alınabileceği bir pazar yeri aslında. Ne isterseniz bulabilirsiniz burada. Tropikal meyveler, ilginç rüzgar gülleri, masklar, sandallarda pişirilen yiyecek maddeleri ve uzakdoğuya özgü hediyelik eşyalar. Bazen siz tekne ile giderken, sizin teknenize yaklaşan satıcılardan alışveriş yapabilirsiniz, bazen de, tekneniz sizi kıyıya bırakır, kıyı boyunca tahta platform üzerine yerleşmiş, sabit alışveriş yerlerinden ve bunların kıyısına yaklaşmış tekneler arasında yürüyerek, yer yer teknelerden ve yer yer kıyıdaki tahta platform üzerindeki sabit yerlerden alışveriş yapma şansı bulabilirsiniz.

Heyecanla beklediğim  Tiger Temple ( Kaplan Tapınağı )  a doğru yola çıkma zamanı. Yolumuz üzerinde bulunan, adına bir sürü filmler yapılmış ve 2 nci dünya savaşında önemli bir yere sahip meşhur Kwai Köprüsü nde mola veriyoruz. Burası da gerçekten özel bir yer ve ben yine bol bol fotoğraf çekiyorum. Mola süresi fazla uzun değil zaten bende gittikçe sabırsızlanıyorum. Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra çok merak ettiğim Tiger Temple’ a geldik sonunda. Burası tahmin ettiğimden çok daha  farklı bir mekan. Eşi benzeri olduğunu ise hiç mi hiç sanmıyorum. Tapınak çok büyük bir arazi içerisinde ve sadece kaplanları değil içeride farklı farklı vahşi hayvanları da serbest bir halde dolaşırken görmek mümkün. Ben hala bir anlam verebilmiş değilim bu manzaraya ama nasıl güveniyorum bende bilmiyorum. Kaplanlarla fotoğraf çekilmek ve dokunabilmek amacı ile turistleri sıra ile Kaplanların yanlarına rehber eşliğinde götürüyorlar.  Kaplanlar zincirle duruyorlar ama bu dev yırtıcılar insana bir pençe kadar yakın. Hatta arada kaplanları zincirlerinden çıkarıp dolaştırmaya çıkarıyorlar. Daha nasıl anlatıyım bilemiyorum. Sıra bana geldiğinde farkına varmadan titrediğimi hatırlıyorum :)).  Kaplana dokunduğum ve göz göze geldiğimde ise korku ve endişe yerini çok güzel bir heyecana bıraktı ama zaten ben gerisini hatırlamıyorum.  Elinin büyüklüğünün benim bacağım kadar, sadece ağzının benim kafam kadar olduğu düşünüldüğünde her şeyi hatırlamamak en güzeli belki de. Tabi ki şaka yapıyorum. burada olmaktan inanılmaz tat aldım. Burada olmak bir ayrıcalıktı ve bunu bir daha yaşamak hayatım boyunca belki de bir daha mümkün olmayacaktı. Artık geri dönüş zamanı…

Yüzen Çarşı, Kwai köprüsü ve Kaplan Tapınağı turu sonrası 3 saatlik  bir yolculukla Bangkok’ a geç saatte ancak geri gelebildik. Ben doğruca bir taksi ile terminale gittim ama yolda müthiş bir trafik… İlerlemenin imkanı  yok… Belki de Pattaya için son otobüsü kaçırmak üzereyim. Aynı bir film seti gibi taksici bu trafikte yetişemezsin diyor. Benim ise yeniden otel bulup bir yerlerde kalacak ne gücüm var ne de her hangi bir rezervasyonum. Tek derdim bir an önce kendimi otobüse atabilmek ve otobüste uyuyarak dinlenip kendime gelebilmek. Taksici beni yetiştirmeyi artık bir görev edinmiş durumda ve tamamen durmuş olan trafikte aralardan ilerleyen bir motosikletçiyi durdurarak beni motosiklete bindiriyor. Şu andan itibaren benim için durum Pattaya otobüsüne yetişmekten daha çok bir maceraya dönüştü bunun da tadını anlatamam. Pattaya otobüsüne Bangkok sokaklarında motorsiklet ile kaldırımlardan ve aralardan geçerek son anda yetişiyorum. Biletimi alıp otobüse biner binmez ben doğru uykuya. Bangkok Pattaya arası otobüs ile zaten topu topu 2 saat sürüyor. Gecenin bir vakti Pattaya otobüs terminalindeyim. Her hangi bir otel rezervasyonum yok ama önemli değil nedense ben çok ama çok mutlu ilerliyorum. Daha önce internetten konuştuğumuz ve gelirsem bana yardımcı olacağını söyleyen bir Türk arkadaşa telefonla ulaşıyorum. Hiç umudum yok ama gayet sıcakkanlı bir ses bana ”bekle biraz birazdan oradayım” diyor. Yani kısaca bugünden itibaren bir süre Tayland’ ın eğlence ve tatil merkezi Pattaya‘ dayım.

Dün o kadar çok yorulmuşum ki kalkmak çok zor oldu… Kafamda hala kaplanlar ve tıkanmış trafikte ilerleyen motorsikletli görüntüler. Hala kendime gelemedim sanırım. Öğleye doğru biraz buraları keşfetmek ve Pattaya’ da yemek yemek için bir yerler ararken Turkish Kebap yazılı, Türk bayrağı olan bir restoran gördüm. Ankaralı bir ailenin işlettiği bu kebapçı benim buradaki yeni mekanım. Genelde çok Türk lokantalarını tercih etmiyorum ama bilmiyorum bu defa burayı sevdim sanırım. Gidebileceğim yerler hakkında bilgiler de alıyorum bu arada. Bu akşam Alcazar Show u kaçırma diyorlar. Bende akşam ki show için biletimi  alıyorum. Şimdiye kadar izlediğim en güzel showlardan bir tanesi diyebilirim. Alcazar Show dünyaca ünlü bir kabare. Oyuncuların tamamı Ladyboy lardan oluşuyor. Ladyboy da nedir diye sormayın… Onu da kendiniz araştırın… Oyuncular show öncesi sanki bir film yıldızı gibi ilgi görüyor ve Holywood da bir gala gecesindeymiş gibi boy boy fotoğraflar çekiliyor. Kabare hakkını fazlasıyla veriyor ve Pattaya’ da yapılması daha doğrusu mutlaka izlenmesi gerekenlerden.

Ünlü Sri Racha Şehrine Sri Racha Tiger Zoo ( Hayvanat Bahçesi ) ne gitmek için bir Honda 600 F model bir race motor kiraladım bugün. Biraz farklı olsun istedim belki bu da ayrı macera. Sri racha, Pattaya ile Bangkok arasında yer alıyor. Pattaya’ dan 50 km ileri de bulunan Sri Racha ya motorla gidiyorum. Arada durup yolları da soruyorum ve nihayet Hayvanat bahçesini buldum. Tam zamanında ulaşmıştım. Kaplan show yeni başlamıştı. Show güzel ve farklı. Show dan sonra bu dev yırtıcılara tellerin ardından et vermek te işin diğer güzel tarafı. Ardından timsah show ve sonra fillerin gösterisini izliyorum. Hepsi de farklı vee güzel. Burada yavru kaplanlar olduğunu biliyorum ve benim asıl hedefim de elbette bu yavrularla tanışmak var. Yavru Kaplan’ ı kucağına almak ve fotoğraf çekilmek için özel olarak yapılan bölüme gidiyorum ve ileride ihtişamlı bir görünüme sahip olacak bu minik kaplan nihayet kollarımda. Çok etkileyici hayvanlar ve gerçekten inanılmazlar.  Sri Racha’ dan Pattaya’ ya son hız adeta uçuyorum. Bu gece Pattaya gece hayatına ilk adımlarım. Walking Street son derece kalabalık ve iğne atsanız yere düşmüyor. Barlar, diskolar, gece kulüpleri ve restoranlar.. Şimdi biraz eğlenme zamanı..

Pattaya iskelesinden Koh Lan Mercan Adasına gitmek isterseniz yarım saatlik bir vapur yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Ya da hız tekneleri ile özel olarak ta gidebilirsiniz. Tabii ki benim için vapur yolculuğu hem ekonomik hem de daha çok görülecek yer demek. Koh Lan adasına indim ve manzara inaılmaz. Masmavi suları ile Cennet gibi görünüyor. Hemen girişte bir küçük bahçede masmavi kelebek ordusu resmen beni bekliyor. Denizin eşsiz güzelliği bir yana, kelebekler beni alıp götürüyor. Belki 1 saat onları fotoğraflıyorum. Denizde en ufak dalga ve derinlik yok, su ılık ve tertemiz. Kısaca böyle bir ada başka yerde yok. Adada birbirinden güzel sahiller mevcut. Her yerde olduğu gibi alışveriş ve hediyelik eşya imkanı bayağı yaygın. Yemek olarak Thai yemekleri ve balık var. Ben her zamanki gibi balık tercih ediyorum. Burada balık yemek son derece ekonomik. Adada lüksten uzak restoranlar  olması ve benim yerel tatlar ve yerel restoranlar sevdiğimden burada inanılmaz bir tat alıyorum. Adadan geri dönüş için  son vapur 18.00 da. Eğer onu kaçırırsam gece burada kalırım. Hazırlıksız olduğumdan geri dönmeye ama yarın tekrar buraya gelmeye karar veriyorum.

Dün gece aklımdaki tek düşünce bu ada idi. Koh Lan Adasına tekrar gelmek için heyecanlanıyordum. Bu defa adayı tamamı ile gezmeye karar verdim. Adaya vardığımda kaldığım yerden devam ettim. Bir motorsiklet taksi kiralayıp adını not almadığım diğer Sahile 10 dk da vardım. Burası da cennet koyu gibi… İçimden tam yaşanılacak yer diyorum. Ama zamanımı iyi kullanmalıyım. Biraz fotoğraf aldıktan sonra yine başka bir koya gidiyorum. Burası Monkey Beach diye geçiyor ama ben hiç maymun görmedim. Biraz denize girip yine güzel kelebek fotoğrafları yakaladım.  Sonra sırada başka bir koy, ismini hatırlamıyorum bazı koyların ama hepsi birbirinden farklı ve harika. Sıkılıyor muyum !!! Elbette hayır. Artık akşam üzeri. Sahil biraz sessiz sakin.  Tek başıma bu harika denizin ve adanın tadını çıkarıyorum. Yüzerken yanıma Jetski ile gelen bir Tayland’ lının jetski kiralamak istermisin sorusunun ardından ”ayağıma kadar fırsat gelmişken bunu da yapıyım” diyorum ve kısa bir pazarlıktan sonra gün batımında tek başıma denizde Jet ski keyfi bambaşka. Doğrusu hayatımda daha önce Jetski hiç kullanmamıştım. Ne kadar keyifli ve güzel oldu anlatamam. Bu gece adada konaklamaya kararlıyım. Son vapur iskeleden ayrıldığında ada sessizliğe bürünüyor ve yerel halk ile bu gece buradayım.

Bundan sonra bir kaç gün Pattaya’ da rutin günler geçiriyorum. Alışveriş, sahil, akşamları bar eğlenceleri ve bol bol dinleniyorum. Yavaş yavaş geri döneceğim zamanı bekleyip gündüzleri sahilde dinlenip notlar alıyorum. Tayland’ da kaldığım yerden devam edeceğim günlere hazırlanmak üzere yeni planlar ve yeni rotalar peşindeyim.

Pattaya’ da ve Thailand’ da son günüm bugün. Daha önce anlaştığım bir tur ofisinden bilet aldım ve Bangkok havaalanına kadar bir minibüsle gideceğim. Bir an aklıma bir şey geliyor ve hemen uygulamaya koyuluyorum. Bir tur acentesinden öğleden önce yapabileceğim bir aktivite soruyorum. Ve denizaltı… Hiç Denizaltına bindiniz mi ?? diye soruyor bana çalışan kız. Denizaltı ile denizin altında bir cam dan denizi izlemek değişik bir aktivite olarak gayet cezbedici bir teklif. Ofisten hemen doğruca marina ya gidiyoruz. Marinadan da bir Hız teknesi ile denizaltının olduğu yere götürülüyorum. Pattaya’ da özel olarak turistler için yaptırılmış olan Denizaltı içinde denizi izlemek için sıra sıra koltuklar ve her koltuğun önünde tahmin ettiğim üzere yuvarlak camlar yer alıyor. Yaklaşık yarım saat süren denizaltındaki yolculuk ta denizin dibini farklı bir açıdan görmüş oluyorsunuz. En önemlisi de bir denizaltı ile yolculuk hissi var ortada tabii ki. Bu arada Hız teknesi ile yapılan geliş ve gidiş yolculuğunu da es geçmemeliyim… Denizaltı kadar heyecan verici bir diğer güzel yolculuktu hız teknesi ile yol almak…

Artık Bangkok a gidiş vakti geldi. Bangkok havaalanında üzerimi değiştirdim ve Thy nin İstanbul direkt uçusu ile Sabah 7 gibi Türkiye de yim…

Unutulmaz anılarla,  dolu dolu geçen muhteşem bir Uzakdoğu yolculuğum ise henüz benim için aslında bitmedi … Kaldığım yerden elbet devam edeceğim.

Yoruma Kapalı.